Posts Tagged ‘gaysikiş’

5
Ara

arkadan yemek güzeldi

by admin in Gay Sex Hikayeleri

Tüm içtenliğimle söyleyebilirim ki birazdan anlatacaklarım gerçektir.

Ben 18′ini yeni doldurmuş bir gencim. anlatacağım olayı lise son sınıftayken yaşadım. çok samimi bir arkadaşım var adı mehmet diyelim. sürekli birbirimize gelir gideriz.beraber porno izlediğimiz olur yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmez. bana gelirsek evde yalnızken götümü parmaklayıp salatalık havuç sokmaktan zevk alan biriydim. ama bunlar beni tahrik etmez olmuş sıcak bir yarrağı arzular olmuştum. içim yanıyordu alev alev.mehmeti kendime çok yakın bulduğum için sadece onun yarrağını yiyebilirdim. başkasıyla olmazdı. bu nedenle onu ikna etmem gerekiyordu bir şekilde. gay pornolarını izliyor mehmedin beni düzdüğünü hayal ederek yaşıyordum. evdekilerin topluca bir yere gittiği bir gün gerekliydi bana.bunun için iki hafta brkledim ve ailem 3 günlük bir köy düğünü için gittiler nihayet. beni çok almak istediler fakat kesinlikle olmaz kalıyorum dedim. sıcacık yarrağın tadına bakmak için bekliyordum onlarla asla gidemezdim. ev halkını yolcu ettikten sonra markete gidip prezervatif aldım bir paket. yolda mehmedi aradım. geliyorum dedi. her zamanki gibi.mehmetten söz edecek olursak. kılsız bir vücudu var 180 cm civarında esmer birisi. eve vardıktan kısa bir süre sonra geldi. evde kimse yok porno felan izleriz diye çağırdım seni dedim. güldü sevindi. geçtik pc nin başına… altında kapri vardı. önce büyük yarraklı pornolara baktık…ardından milf felan.sonra mehmetin yarrak şahlanmaya başladı. mehmet videoya dalmışken ben heyecandan kuduruyor, kendimi siktirmeye ramak kaldığını hissedebiliyordum. ani bir hareketle elimi mehmedinkine attım. çok şaşırdı geri çekilmeye çalıştı. bende bak sana mükemmel dakikalar yaşatacağım dedim. ama o ikna olmuyordu. sandalyeden kaltı ben bir hamle ile kapriyi ve boxerını indirdim ve ağzıma aldım aletini. saniyeler içinde olmuştu bu .bende şaşırmıştım. bir iki kaçma denemesi yaptı ama var gücümle emiyordum yarrağını .ardından hoşuna gitti ve kendini yavaşta olsa bıraktı. ellerini kafama attı daha da bastırıyordu şimdi beni. yarrak ağzımda büyüdü. 14 cm felan vardı ama kalındı. sevmiştim sıcak yarrağı hayallerimdeki gibiydi. ona 5 dakika felan o şekilde sakso çektim. inliyordu. boşalacak gibi oldu. hemen durdum apış arasına baskı yaptım boşalmasın diye. 1-2 dakika durduk. gözleri zevkten parlıyordu. sonra üzerimizdekileri çıkardık. öpüşmeye başladık mükemmeldi. artık sıra benim arka deliği açmaya gelmişti. prezervatifi taktık ve deliğimi güzelce kremledim. içime yavaşça girdi ve o an tarifsiz bir haz aldım. git gel yapmaya başladı. bu arada utangaçlığı gitmiş kıçımı avuçlamaya ve şaplaklamaya başlamıştı. memnun olmuştum. 10 dakika beni düzdükten sonra geliyorum dedi. bende prezervatifi çıkardım ve ağzıma boşalttım onu. spermleri yuttum ekşi ve tuzlu gibiydi. mükemmeldi ama. beni düzdükten sonra bir kuş gibi hissettim.

7
Eki

Tatlı çocuk ve tehlikeli aşk

by admin in Gay Sex Hikayeleri

Yıllardır yaz tatillerinde gittiğim pansiyondaydım. Yalnız seyahat eden 36 yaşında, yakışıklı, kültürlü ve işinde başarılı biri olarak her yıl uzun süreliğine geldiğim için bu pansiyonda çok arkadaşlıklarım olmuştur. Kadınlar genelde peşimdedirler burada. Ama ben onlara arkadaşlık haricinde birşey vermem. Nedenini bilmedikleri ve tahmin bile edemeyecekleri kadar çekici bir erkek olduğum için de çevredeki herkesin sürekli ilgi odağında olurum. Ama ben insanlarla çok fazla yakınlaşmadan bu ‘mistiği’ korur, kitplarımı okur, kendi keyfime bakar, istediğim zaman da pansiyondaki herkesle muhabbet edecek kadar sosyal olabilirim. Yani burası benim için ideal.

Neden?… Birazdan anlayacaksınız…

O gece yemek masalarından birinde yeni misafirler gördüm. 40’larında bir çift ve 12-13 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim kahverengi saçları olan 1.55 boylarında çok güzel bir oğlan. Ben o sırada kendi masamda arkadaşlarla konuşurken ister istemez gözüm bu yeni ailenin masasına kayıyordu. Genç anne-baba mutlu gözlerle birbirlerine bakıyor, ince hatlı, derin bakışlı oğlan da önündeki bilgisayarla oynuyordu. O akşam birkaç kez çocukla birbirimizin yoluna çıktık ve gözgöze geldik. Çocuk koyu renk gözleriyle derin derin bakıyor, yüz ve gözlerinde utangaçlık, yabancı bir insanla, hem de genç görünse de yetişkin biriyle gözgöze gelmenin ürkekliği ve ‘bu adam niye bana bakıyor ki’ dercesine şaşırma ifadelerinin bir karışımı vardı. Bense kendimi ona bakmaktan alamıyordum.

Normal standartlarla ‘güzel’ bir çocuk denemezdi. Sıradan bir görüntüsü olduğu bile söylenebilirdi. Ama beni büyülemişti. Henüz ergenliği tam başlamamış bir 13 ya da erken boy atmış bir 12 de olabilirdi. Açık buğday tenli, kahverengi saçlı, şortunun açık bıraktığı incecik bacakları pürüzsüz ve sütun gibi olan bu çocuk/erkek, küçük burnu, ince dudakları ve hafif hüzünlü bakışlarıyla benim tüm dikkatimi çekmişti. “Saçmalama!” dedim kendime, “o daha çocuk”. “Asıl sen saçmalama’” dedi ‘öbür’ yanım: “çok tatlı bir çocuk; sadece bakıyorum işte.’

Ertesi sabah ben pansiyonun bir köşesinde gazetemi okurken yanımdan geçti yine. Bu defa biraz daha kasıtlı baktım gözlerinin içine gülümseyerek. Yüzümde bir abinin kardeşini sevmesi gibi bir ifade vardı ki hissettiğim de çoğunlukla buydu zaten. O da, yine biraz ürkekçe ve anlam vermeye çalışarak baktı. Ama hafif bir gülümseme emaresi mi görmüştüm? Ben de ‘Günaydın yakışıklı!’ deyiverdim esprili bir şekilde. Biraz daha gülümsemeyi andıran bir ifade ama aynı zamanda yine ‘bu adam benle niye konuşuyor ki’ dercesine bakarak “Günaydın” dedi ve geçti. Ne de güzel yürüyordu oğlan çocuklarına mahsus bir sallanma ile…

Evet artık anlamışsınızdır. Ben erkekleri, genç erkekleri çok severim. Geçmişimde bazı yarım yamalak deneyimlerim olmuştu bu konuda ve artık kesin olarak biliyordum ki kadınlar ve evlilik bana göre değildi. Ama kalkıp da fellik fellik erkek arayan biri de değilim. İstediğim şeylere kavuşmamın neredeyse imkansız olduğunu bilerek yaşamaya alışmış, bununla barışımı yapmıştım. Şimdi de çok zaman olduğu gibi çok temiz duygularla erkekliğin güzel bir örneğini veren bu tatlı oğlana bakıyordum sadece. Gençleri çok sevdiğim için çocuklarla da iyi arkadaşlık kurmuşumdur her zaman. Nedense onlar da beni sever hep. Çevremdekiler de bu adam ne iyi bir baba olur diye düşünüp hayıflanır ve bunu bana sık sık ifade ederdi. Bütün bunlar ve pansiyondaki ortam benim çocuk sahibi olma özlemimi de gideriyordu. Sadece bir iki kişi farketti çocuklara olan sevgimim oğlan çocuklarına yoğunlaştığını.

Birazdan oğlan yine geçti yanımdan. Odasına gidiyordu. Birkaç dakika sonra odadan çıktığında gözlerim elimde olmadan genişledi. Üzerine yapışan, bacak kesimi uzun lacivert bir mayo giymişti. O kahrolası bol şortlardan değil! Başka birşey de giymiyordu! Odasından yanıma gelene kadar belli etmemeye çalışarak onu izledim. Yanımdan geçtikten sonra da çevredekilere görünmemeye çalışarak hafifçe kafamı çevirip onu takip ettim. Ne güzel birşeydi oğlan vücudu. Erkek olmaya doğru yola çıkmış, ama kıllarla ve yetişkinliğin getirdiği kabalıkla bozulmamış, pürüzsüz vücudunda meme ve göbeğindeki bebeklikten kalma incecik sevimli çocuk yağlarından başka tek gram yağ yok gibiydi. Henüz çocukluktan çıkmadığı için kaslı da değildi tabi ama iskeleti görünecek kadar ince oğlanlardan da değildi.

İlk önce gördüğüm ön tarafında, düz, ama bebektliken kalma yağlarla hafif kabarık göğsündeki küçük meme uçları kahverengi birer nokta gibiydiler. Göbeği pürüzsüz, yumuşacık ama düzdü. Mayosunun altından sadece belli belirsiz orada olduğu anlaşılan çükü ergenliğin etkisine henüz fazla girmemiş gibiydi.”Çok tatlı bir çükü vardır bu güzelliğin” diye düşündüm engel olamadan kandime. Son saniyelerde kaçamak olarak baktığım poposu ise o mayonun hakkını tam olarak veriyordu. Anglo-saksonların “baloncuk kıç” dedikleri türden dışarı çıkık küçük bir götü vardı. Bir butunu elimle tamamen kavrayabileceğim götü o kadar çıkıktı ki, herhalde ince kumaşlı mayonun da etkisiyle yuvarlak yarım-kavunlarının arasındaki yarık açıkça belli oluyordu. İçimdeki o ses yine “kes şunu” diye söyleniyordu.

Bir-iki saat sonra odalarının önünden geçerken hala aynı mayoyu giyen oğlanla babasının oda kapısında olta hazırlamakta olduklarını gördüm ve oğlana bu kadar yakından geçeceğim için elimde olmadan sevindim. Geçerken oğlan bu defa direk bana baktı ve gülümseme ifadesi biraz daha belirginleşmiş gibiydi. Ben de gülümseyerek “selam” deyiverdim. Geçerken çok yakın geçmem gereken dar bir yer olduğu için elimi de sanki götünü kavrayacakmış gibi yapıp çabucak az önceki tahminimi test ettim. Evet, eğer tutacak olsam bir göt yanağını tek elimle tamamen kavrayabileceğim kadar küçük tatlı bir götü vardi. Boy avantajımla yukarıdan aşağıya bakınca (tam arkasındayken) götünün dışarıya çok güzel çıktığını da doğrulamış oldum. Artık ıslak olan mayosu o güzel tatlı çocuk götünü saklamakta pek de başarılı olamıyordu.

Ogleden sonra denize girdim. Buralarda yüzerek görülebilecek kayalıklar vardır. Oraları biraz gezip yaklaşık 1 saat boyunca hiç durmadan yüzerek kıyıya geri döndüm. İnsanların yüzdüğü bölgeye ulaştığımda ufak bir heyecan duydum. Çocuk oradaydı ve dalıp çıkıyordu. Ben de dalıp (su altı yüzüşüm iyidir) oğlanın yakınından çıktım. Sanki yine istemeden karşılaştık gibi oldu.

“Selam dostum” dedim. Utangaç bir sesle,
“Merhaba” dedi. Sesi bir çocuk gibi ince değildi. Henüz ergenliğin de bozmadığı temiz ama kalınlaşmaya başlamış bir sesi vardı.
“Güzel dalıyorsun. Çok iyi.” Dedim
“Teşekkürler” dedi. Kibar bir çocuktu.
“Merhaba benim adım Ömer” dedim. “Ben de Burak” dedi gülümseyerek. İlk defa o güzel gülüşünü görmüştüm. Kalbim lütfen sakin ol. Lütfen yapma bunu.

“Kaç yaşındasın Burak?”
“12” dedi ve çabucak ekledi: “ama 2 ay sonra 13 olucam”. Ha, şimdi anlaşıldı o ‘arada’ görüntü! Demek ergenlik başladı başlayacak. Belki küçük tatlı taşakları üretime geçmiştir bile! Ne diyorsun sen Ömer!

“Ne güzel bir yaş. Harika zamanlar bekliyor seni. Tadını çıkar.” deyiverdim. Hafif gülümseyerek sessizce baktı. Ya tuhaf gelmişti söylediklerim, ya ilginç. Ya da ikisi birden.

Denizde biraz daha muhabbet ettik. Benimle aynı şehirde ve hatta komşu semtte oturduğunu öğrendim. Evren benimle daga geçiyor gibiydi! Özel bir okula gidiyordu ve gayet başarılı bir öğrenciydi. Akıllıydı. Konuşurken acele etmiyor, tane tane konuşarak düşüncelerini anlatıyordu. Onu şakalarımla güldürmeye de başlamıştım. Tatlı, kıkırdamamsı bir gülüşü vardı. Gülerken ağzının açılması, onu daha da güzel yapıyordu. Bir süre sonra ben çıkıyorum dedim ve çıktım.

Akşam üstü biramı elime alarak hep yaptığım gibi denizin kenarına kadar indim ve bir şezlonga oturup sessiz sahilde havanın kararışını seyrettim. Yemekten sonra da arkadaşlardan izin isteyip deniz kenarında oturmaya devam ettim. Bir süre sonra birinin yanıma geldiğini hissettim ve baktım. Burak’tı!

“Hoş geldin!” dedim sevincimi belli ederek. Gülümsedi ve
“Pansiyonda canım çok sıkıldı. Oturabilir miyim?” dedi.
“Tabii ki oturabilirsin. Seninle bugünkü muhabbetimizden çok keyif aldım” dedim. Almıştım da gerçekten.
“Ben de keyif aldım” dedi. “Bir abim olmadığı için genelde ya kendi arkaşlarımla konuşurum ya da babamla. Arkadaşlarım çok çocukça geliyor bazen, babam da sıkıcı. Senin gibi bir abiyle konuşmak güzelmiş.” Çocuk, ne yapıyorsun bana çocuk… Kalbim bir kez daha kırılmaya dayanamaz…

Bir süre muhabbet ettik. Söylediği şeyler, insanlar ve hayat hakkındaki gözlemleri beni çok etkilemişti. Ne kadar özel, ne kadar akıllı bir çocuk olduğunu şaşkınlık ve hayranlık ifadesiyle söyledim ona. Bundan cesaret aldıkça açılmış ve bazen çocukça, bazen de gerçekten komik espriler yapmaya başlamıştı. Tüm esprilerine gülüyordum bazılarında gözlerimden yaşlar gelerek. İkimiz de çok mutluyduk o anda.

Muhabbet koyulaşınca bana çok ilginç sorular sormaya başladı. Çok okuyan, herşeyi merak eden biriyim. Sorduğu sorulara verecek cevaplarım olduğunu görünce o da iştahla yeni sorular soruyordu. Bazen sorularını sorularla takip ediyor, bazen de kendi bildiği bilgileri bana gururla tekrar ediyor ve beni şaşırtmaktan mutlu oluyordu.

Şunu ifade edeyim. Bu noktada bir oğlan çcocuğuyla muhabbet etmenin keyfi, bu oğlanın ne muhteşem, ne harika bir kişi olduğu düşüncesi ve bunun bana verdiği heyecan haricinde hiçbirşey yoktu aklımda. O an onunla ilgili hiçbir beklentim yoktu. Sadece hayrandım ona. Sevmeye başlamıştım. Çok sevmeye…

Ertesi gün uyandığımda dehşet verici birşey oldu. Burnuma bir an onun kokusu geldi. O odada değildi tabii ki. Hafızamda kalan koku gözlerimi açar açmaz ‘burnuma’ (aklıma) gelmişti. Bunun ne anlama geldiğini biliyordum. Hayır gönlüm hayır. Olmaz. Olamaz.

O gün denizde artan samimiyetimizle bol bol daldık çıktık. Anne babasıyla tanışmıştık ilk iş. Beni onlara anlatmış tabi. Prestijli işim nedeniyle insanlar zaten hakkımda daha beni görmeden olumlu yargya varırlar. Bu insanlar da birkaç dakikalık konuşmamızda oğullarıyla arkadaşlık etmemden memnun gibiydiler. Denizde birlikte saatlerce yüzdük, muhabbet ettik ve oynadık. Birbirini batırma, alttan geçme gibi oyunlara başlamıştık. Br kaç kez ben onu tutup sudan yukarıya fırlattım. Güzel mayosu hariç çıplak olan vücudunu tenimde hissetmek bana tarifi imkansız duygular vermişti. Kalbim hızlandı ve sikimin kalkmaya başladığını dehşetle hissettim. Neler oluyordu?! Hızla uzaklaşıp yakalamaca oynama numarası yaptım. Tehlike kalmadığında beni yakalamasına izin verdim ve oyuna devam ettik. Bir an benim sırtıma yüklendi ve suyun içinde sırtımda bir sertlik hissettim. “Acaba? Yok canım daha neler” diye düşündüm o an.

Derken akşam oldu ve biz geleneksel hale gelmeye başlayan deniz kıyısı muhabbetimize geçtik. Çok şeyden konuşuyor, katıla katıla gülüyor bazen de özel bir anı paylaştığımızın farkındaymış gibi sessizleşiyorduk. Böyle bir sessizlik anından sonra
“Ömer abi. Ben birşey sormak istiyorum ama kızarsın diye korkuyorum.” dedi.
“Lütfen çekinme Burak’cım bana ne istersen sorabileceğini ve sana elimden geldiğince dürüst cevep vereceğimi artık anlamış olmalısın” dedim. Konunun nereye gittiğini gizli bir heyecanla merak ederek.
“Bugün suda çükünün kalktığını hissettim. Neden kalkmıştı?
NE?! Hassiktir! Hassiktiiiiiir. Farketmişti. Sikimin kalktığını farketmişti. Bir anda gözümün önüne kızgın anne bababalar, beni kelepçeleyen jandarmalar geldi. Kızardım, kalbim küt küt atmaya başladı. Önce
“Çok özür dilerim. Bunun olmasını istemezdim ama kontrolüm dışında gelişti” dedim çabukça. Hiç kesmeden devam ettim
“Erkeklerin cinsel organları bazı yaşamsal işlevleri yerine getirmek için…” diye bilimsel bir açıklamaya girişmiştim ki bir kahkaha attı ve beni keserek
“Ömer abi ben bunları biliyorum. Çocuk değilim ki artık” diyerek benim şaşkın bakışlarım altında kahkahalarla gülmeye başladı.
“Benim merak ettiğim, o sırada senin çükünü kaldıran şeyin ne olduğu.”
Kızarıp bozararak ne söyleyeceğimi düşünürken “Tekrar özür dilerim..” diye lafa girince yine beni kesti ve
“Ömer abi özür dilemene gerek yok. Benim de çüküm kalkmıştı. Seni yakalayınca farketmişsindir” dedi.
Of ne rahatladım. En azından suç ortağımdı. Bana çok kızamazdı. Üstelik de bi dakka bi dakka: doğru mu duymuştum? Onun da çükü mü kalkmıştı? Ne tatlı. Ne güzel. Ne.. tuhaf.
Sonra kafamda bir açıklamayı çabucak tasarladım ve şöyle dedim:
“erkek organları… eee… çükler, çok hassastırlar. Bazen birşey değdiği zaman kalkarlar. Biz de denizdeyken istemeden temas edince olmuş olabilir”. Dedim sesimi olabildiğince incelterek ekledim
“ ‘Ben de oynamak istiyorum. Ben de oynamak istiyorum’ diyolar sanki”.
Bayıldı bu espriye ve bir kahkaha daha patlattı. Ortam yumuşamış, iki arkadaşın cinsellik hakkındaki konuşmasına dönmüştü.
“Ama…” diye devam etti, “ben başka arkadaşlarımla da havuzda filan oyun oynarım. Hiç böyle olmazdı. Seninle oynarken dimdik oldu sikim!” dedi ve sonra da ayıp bir kelime kullandığı için ağzını kapatıp kızardı ve “pardon”! diye ekledi.
Sorusunun can alıcılığının dehşeti bu ağızdan kaçırmanın komikliğiyle dağıldı ve ben de bir kahkaha patlattım. Sonra da başladım.
“Öncelikle utanmana gerek yok. Cinsellik yeme içme gibi doğal birşeydir ve ortam uygunsa, yakın arkadaşlarınla konuşurken ‘sik’, ‘göt’ gibi kelimeleri kullanmanda bir sakınca yok” dedim. O kelimeleri bir yetişkinin ağzından duyduğu için şaşkın bir kahkaha attı ama dinlemeye devam etti. Konuyu değiştirmek mümkün olmayacaktı galiba Kahretsin!

“Belki seninle olan arkadaşlığımız seni çok mutlu etmiştir. Sen mutlu olunca bazen çükün de mutlu olur. Benimle oynamaktan mutlu olduğu için de tatlı sikin dimdik olmuş olabilir” dedim ve pişman oldum. ‘Tatlı’ mı?! O ne demek şimdi? Çocuk da farketmişti kullandığım kelimeyi ve anlam vermeye çalışırcasına, yüzünde de utangaç ama muzip bir ifadeyle bir an baktı.
“Peki seninki de beni gördüğüne mi mutlu olmuştu?”
Akıllı bir çocukla konuşmanın sonuçları… “Evet galiba öyleydi” dedim utangaç bir gülümseyle.
Bu kadarını şimdilik kabul etmiş gibiydi. Rahatlamıştım ama süren sessizliği huzursuzlandırıyordu beni. Derken bombayı patlattı:
“Ömer abi. Benim çü… eee… sikim (artık daha ayıp kelimeyi kullanıyordu beni de çocuk olmadığına inandırmak için) şimdi de kalkık. Seninki de kalkık mı?”
Kalbim çok hızlı atıyordu. Tehlikeli bölgeye girdiğimizi hissediyordum. Ama bir oğlan çocuğuyla bu özel anı paylaşmak beni tarif edemeyeceğim kadar mutlu ediyordu. Evet onca konuşmanın ve onun bu son açıklamasının sonunda sikim taş gibiydi. Bacaklarımı stratejik olarak üstüste atıp aralarında sıkıştırmasam penye şortumun içinde orta boy bir çadır kuracaktı. Anın güzelliğine, bu oğlanın deneyimsizliğine ve merakına dayanamayıp ona da söyledim.
“Evet Burak’cım. Benimki de kalkık.”
Birkaç saniyelik sessizlikten sonra bu sefer çok çekingen, utangaç ve titrek bir sesle konuştu:
“Ömer abi büyüyünce nasıl oluyor çok merak ediyorum. Bir bakabilir miyim?

Birinci bölümün sonu. Eğer beğenilirse devamı gelecek.